Alain de Botton’la kavga etmek çok kolay. Şu cümlesi, mesela: Uğrunda savaşmaya değer her şey hayatınızın dengesini bozar. (Everything worth fighting for unbalances your life.)
Yazılarında herkese dokunan temel konularda net ve neredeyse provokatif yargılarda bulunan pek çok yazara katılmadığım gibi, de Botton’a da çoğu zaman katılmıyorum. Çok basit: Hayatınızın dengesini bozan şeyler için savaş vermeye (çoğu zaman) değmez. Tabii dengelerin değişmesi gerekmiyorsa. Çünkü bazen dengelerin değişmesi gerekir. (Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?) Ama konumuz (iyi ki) bu değil.
Kavga etmenin çok kolay olduğu Alain de Botton’un hemen ardından kavga etmenin çok daha kolay olduğu Elif S(h)afak’ı alıntıladığıma inanamıyorum, ama konuya dönecek olursak… Uğruna savaş vermeye değer şeyleri iyi belirlemek gerekiyor. Bunları iyi belirleyince hayatın dengesi galiba çok şaşmıyor. Yoksa neyin ne olduğunu anlayamadan hayat hızla ilerliyor.
Yani pick your battles. Asla yanlış anlaşılmak istemem, savaşlarımı iyi seçmek konusunda hiçbir iddiam yok. Benimki biraz iddiasızlığın iddiası.
Dün doğum günümdü.
Benim için sevinçli ve sakin bir gündü. Eksik yoktu ve zaten eksik aramakla aram yok. Mutluluğun büyük coşkularla ilgili olmadığını anladığımdan beri hayatımdan memnun olmak benim için yeterli. Zaten geleneksel anlamda mutluluğun başka bir formülü yok gibi.
Instagram-happy
Geçen yaz New York’ta bir arkadaşımla konuşuyordum. Mutlu olup olmadığını sorduğumda, “I’m not happy happy, I’m Instagram-happy” dedi. Çok şaşırdım. Ama bunu iyi tahlil edebilmesine de sevindim. Instagram mutluluğunun dayatıldığı bu enteresan çağda sizi bilmem ama ben sessiz mutluluğa teşneyim. Talepkâr olmayan, belirsizliğe çok mahal vermeyen ve hatta hayal kırıklığını olabildiğince olağan karşılayan bir hal. Memnuniyetin verdiği, göze çarpmayan, basit, sessiz mutluluk.
Yine sizi bilmem ama benim Instagram feedimde her şey iddialı, gürültülü ve son derece (a)politik. Gerçek hayatta ama, dertler derya, gündem hızlı, trafik çok, vakit dar, tahammül düşük. İşte Alain de Botton’un bahsettiği dengesizliği yaratan bence tam da bu hal; ama bunlar savaşmaya değer değil.
Doğum günü dileğim, seçmediğim bir savaşa devam edebilmek: Hayatımı çevrenin beklentilerine göre yaşamamak. Belki kulağa çok sıradan ama, naçizane, herkese öneririm. Kısa ömrünü toplumun kendisine biçtiği rolleri sorgulayarak geçiren Sylvia Plath’in dediği gibi: ‘Why can’t I try on different lives to see which fits best and is more becoming?’
Savaşlarımızı biz seçebiliyorsak, şanslıyız.




